Sabun Hazırlama Etkinliğinin Püf Noktaları

1.Beherglasa 20 gr sıvıyağ koyalım.
2.Üzerine 20 mL etil alkol ilave edelim.

 

3.25 mL % 20′lik NaOH çözeltisi ekleyelim.
25 mL % 20′lik NaOH çözeltisi hazırlama; 100 ml suya 20gr NaOH ekleyin. Oluşan çözeltiden 25ml alarak kullanabilirsiniz.

4.Karışımı bir cam çubukla karıştırarak ısıtıcının üzerinde dikkatlice ısıtalım.

5.Karışımı yaklaşık 30 dakika hamur kıvamına gelinceye kadar devamlı karıştırarak ısıtmaya devam edelim.

6.Karışımı hamur kıvamına geldiğinde içine birkaç; damla esans ekleyelim.
7.Mutlaka 100 mL doymuş tuzlu su çözeltisi ekleyerek soğumaya bırakalım. Tuzlu suyu hamur kıvamına gelmeden eklememeye dikkat etmeliyiz.

 

Soğuduktan sonra sabunumuzu kullanabiliriz.
Güle güle yıkamalar.

Mezar ve Mezar Taşları

Mezarlıklar ve gömme görenekleri sosyo-kültürel incelemelerde sosyal bilim adamlarına önemli bilgiler vermektedir. Çünkü bir kültürün en muhafazakar ve sert yanını doğum, evlilik ve ölüm gibi geleneksel değerlerinde görürüz. Mesela araştırmamıza temel konu olan Kazakistan Türkleri en fazla Rus kültürü ile komünizm ideolojisi etkisinde kalmıştır. Ayrıca Kazak Türkleri onlarla aynı işyerlerinde çalışmışlar, aynı partide en üst makamlara kadar gelmişler, hatta kız alıp vermişler. Fakat mezarlarını ayrı ayrı yerlere yapmışlardır. Daha da ilgi çekici, genelde evli çiftlerden Rus olan Rus mezarlığına Türk olan Türk mezarlığına gömülmüştür. Bazı küçük yerleşim yerlerinde ise mezarlık için ayrılan alanlar ikiye bölünmüş olup, bir yana Türkler, bir yana Ruslar, ölülerini gömmüşlerdir.

     Mezarların biçimleri ise konu hakkında hiç bilgisi olmayanlara dahi önemli bilgiler vermektedir. Mesela Türklerin mezarlarında damga olarak orak, çekiç, şimdi sökülmeye başlanan kızıl yıldız, hilal, koç başı ile ay yıldız damgaları vardır. Rusların mezarlarında ise orak çekiç, kızıl yıldız ve haç damgaları vardır. Rusların özel olarak kurdukları Kentav kentinin (Türkistan-Yesi kentine 30 km.) mezarlığı ise adeta Ruslara haykırışını dile getirmektedir. Bu mezarlıktaki yol cephesindeki mezarlar istisnasız son derece gösterişli hilal, ay yıldız ve koç başı ya da koç başı damgalarıyla bezenmiş biçimde yoldan geçenlere Türklüğü ve İslam’ı haykırmaktadır. Yoldan görülmeyen mezarların ise bir tanesi dahi gösterişli olmayıp, başlarına ve ayaklarına konulan iki taştan ibarettir. Hatta bazılarında bu taşlar bile yoktur. Türkistan-Yesi mezarlığında ise ay yıldız, hilal, koç başı damgalarının yanında bir de Hoca Ahmet Yasevî hazretlerinin türbesinin resmi (Bu en az da olsa Kazakistan’daki her mezarlıkta rastlamak mümkündür.) mezar taşlarını süslemektedir.

    Kazakistan’daki mezar taşlarının özelliği 25×4 ebadında 1 metre yüksekliğinde, üzerinde koç başı damgası olan “kulgu taş” tır. Mezar taşları Almatı’dan Hazar Denizi’ne doğru bir değişim gösterse de her mezarlıkta kulgu taşıyla karşılaşmak mümkündür.

    Mangışlak bölgesi Teke Türkmenleri’nin önemli yerleşim yerlerinden biri olarak bilinir. Buradaki en eski mezarlık Akşukur Kışlağı’nda olup IX. yy.dan kalmadır. Bu mezarlık da merkezî Türkistan Türkleri tarafından “Sak” denilen İskit mezarları da vardır. (Fotoğraflarda bu mezarlardan bazılarını görmek mümkündür.) Akşukar mezarlığının bir başka özelliği’de “Koçkar Ata”nın mezarının da burada olmasıdır. Halkın inancına göre Koçkar Ata, Teke Türkmenleri’nden olup yaşadığı devirde batırlığıyla ün salmıştır. Onun devrinde insanlar koçlarını dövüştürürlermiş ve onun koçu da her yarışta birinci olduğu için Koçkar Ata adıyla anılır olmuş. Asıl adı ise bilinmemektedir. Koçkar Ata’nın ölümünden sonra ayrılığına dayanamayan koçu da onun mezarı üstünde ölmüştür. Bundan ötürü Koçkar Ata’nın mezarının üzerine koç heykeli taşı dikilmiştir. Bu mezar taşının ayrı bir özelliği ise üzerine Arap alfabesiyle “ya Allah, ya Muhammed, ya Ali” yazılmış olmasıdır.

    Issık Köl’den Aral’a, oradan da Mangışlak’a kadar olan mezarlıkların bir başka özelliği de Selçuklu kümbetleri biçiminde yapılmış olmalarıdır. Ayrıca Kırgızistan’ın Tokmak kenti dolaylarındaki Yusuf Has Hacib’in doğum yeri olan Balasagun’daki mezarlar da Selçuklu kümbetleri şeklinde yapılmıştırlar.

    Hoca Ahmet Yesevî hazretlerinin türbesinin ilgi çekici bir özelliğe ise orijinal kapı tokmağın da pars başının olması ve mezarın türbenin “tör” yerinde olmasıdır. Bilindiği üzere tör yeri (Bu yere Anadolu’da “baş köşe” denmektedir.) eski Türkler’de kapısı gün doğusuna açılan yurdun, güneş doğduğunda ilk güneş alan yeri, sonraları da misafir odasına giriş kapısının karşı köşesidir. Tör köşesinin bir kutsiyeti olup, baba ve misafirden başkası oturmadığı gibi, buranın temizliğini dahi ev hatunundan başkası yapamaz.

   Kazakistan milli müzesinde orta Kazakistan’da bulunmuş M.Ö. ki çeşitli devirlere ait topraktan yapılmış çeşitli koç başlarının yanında bir adet koç mezar taşı ile ayakları üzerinde üç adet “koçkar” başı olan bir tunç kazan vardır. Öbür yandan Kazakistan’daki birçok türbe mezarların üzerinde koç başı vardır. Ayrıca Otrar (Farab), Jambul, Taşkent, Bişkek, Nukus, Bakü gibi şehirlerde çeşitli devirlere ait koç başları ve koç başlı mezartaşları ile çeşitli tarihi eserler bulunmaktadır. Almatı’daki Raimbek türbesinde ise Altay bölgesinden iki yüzyıl önce getirildiği sanılan bir koç başı bulunmaktadır. Almatı Bişkek yolunda ise Bişkek’e 20 km uzaklıkta Tanrı dağlarının eteğinde tahminen üç kilometre arayla yapılmış, iki büyük koç heykeli vardır. Ayrıca Orhon yazıtlarının bulunduğu yerde bir de koç heykeli bulunmuştur.

   Kısaca, koç başı damgalarını Akkoyunlu ve Karakoyunlular’da aramaktan ziyade, Türk tarihinin bilinen eski devirlerinde aramanın daha doğru olacağı kanısındayız. Çünkü eldeki bilgiler bizi oraya yönlendirmektedir

Halı-Kilim Sanatı ve Tarihi

 

 Halı-kilim sanatından söz etmeden önce onun ham maddesinin elde edilmesini sağlayan koyun ve onun ortaya çıkmasını sağlayan sosyal şartlardan söz etmek daha yerinde olur kanısındayız. Çünkü halı-kilim sanatı ile koyunun ehlileştirilmesi, göçebe hayatın şartlarından dolayı çadırların içinin döşenmesi ve çadır için gereken keçenin elde edilmesi arasında yakın bir ilişki vardır. 
     Tarihçelere göre Altay bölgesindeki bir yer adından dolayı “Afanasyevo kültürü” denilen kültür alanında, ilk kez at ehlileştirilmiş olup bu bölgede yaşayan insanların da Hunlar olduğu belirtilmiştir. “Hayvan yetiştiren atlı göçebelerin, göç ederken, yük taşıyan hayvanlarca taşınabilecek, kolay nakledilebilen çadırlara ve çadır eşyalarına ihtiyaç vardı. Çadırların tanziminde Avrupa üslubunda mobilyalar tanınmıyordu. Böylece çadırların tanziminde en önemli rolü halılar oynuyordu… Uhlemann’a göre halıcılığın asıl vatanın tam kuru istep bölgeleri olduğunu, Klimatik hususiyetler de ortaya koyar… İstep kuşağının en karakteristik göçebe kavimleri Türk kavimleri olduğu için, halı yapımı ve yayımı bakımından oynadıkları rolün en büyük olduğu yolundaki düşünceler de tabidir. Bu pek çok mütehassısın üzerinde birleştiği bir fikirdir”. Atla beraber koyun bozkır şartlarının vazgeçilmez hayvanıdırlar. At manevra gücüyle yoğun Çin nüfusu karşısında Türklere hayat hakkını sağlarken, koyun da yapağıyla giyinecek ve barınacakları eşyaların yapımına imkan vermiştir. Türkler koyunların yünlerinden keçeler yapmışlar ve koç başlarını da keçelerine, kilimlerine-halılarına vb damga olarak işlemişlerdir. Mesela “… Yenisey’in yukarı akımında ve Uygurlar’dan sonra, bir müddet Moğolistan da yaşayan Kırgızların halıları da keçe cinsindendi. Bunlarda kullanılan bezek motiflerine yerliler koçkardıng müzü (koçların boynuzu) derler”. Kazakistan’daki Kazak Türkleri’nin hâlâ keçeden ayakkabı-çizme yaptıklarını ve üzeri koç başlı nakışlarla işlenmiş keçeleri, bütün Türk cumhuriyetlerinde görmek mümkündür. Bunlardan bazı örnekleri de elinizdeki eserde göreceksiniz..

     Yukarıda kısaca değinilen Afanasyevo kültürünün merkezini teşkil eden Bateney kasabası dolayındaki bir kurganda süs eşyalarının yanında koyun ve at gibi hayvanların kalıntılarına rastlanmıştır. Bilindiği üzere at Türkler’de binek hayvanı olmanın yanında en önemli kurban hayvanları arasında da yerini alır. Mesela eski Türkler’in gökyüzü için at, toprak için de koç kurban ettikleri bilinmektedir. Hâlâ Kazakistan’da en önemli kurban hayvanı at olduğu gibi, onun eti koyun, sığır, deve gibi hayvanlara göre daha da pahalıdır.

      Türklerin iç Asya’da yaşadığı bölgeler tarihçiler tarafından “atlı hayvan yetiştiren kültür bölgesi” olarak adlandırılırken bu kültürü ilk Türklerin meydana getirdiği belirtilmiştir. Türk sanatının en önemli üsluplarından biri olan hayvan üslubunun da bu kültürle ortaya çıktığı belirtilmektedir. İfade edilen kültürün önemli araştırmacılarından Menghin’e göre Ural-Altay halklarının dünya tarihinde iki önemli rolleri olmuştur. Bunlardan birincisi hayvan yetiştiricilikleri, ikincisi de devlet kurma becerileridir.

      Dünyada bilenen en eski halı bilindiği üzere Altay bölgesindeki Pazırık kurganında bulunmuştur. Öte yandan bu bölge tarihin bilinen devrinden bu güne kadar Türkler tarafından kullanılan yerleşim yerleridir. Ancak Rus arkeolog Rudenko, Pazırık’da bulduğu halının İran halısı olduğunda ısrar etmiştir. Ondan sonra Pazırık halısı konusunda yazı yazan başka Rus kazıbilimci ve sanat tarihçileri de İran ya da İskit halısı olduğu konusunda çeşitli yazılar yazmışlardır. Ayrıca bölgede eskiden ve günümüzde Türklerin yaşamış olduklarından hiç söz etmedikleri gibi çok uzak bir ihtimal olarak Moğolların ya da Çinlilerin yaşamış olabileceklerini ifade etmişlerdir.

      Bu konuda ilgi çekici bir yaklaşım da UNESCO’dan gelmiştir. Adı geçen kuruluş on beş dilde yayınladığı “Görüş Dergisi”nin on ikinci sayısını (1976) İskitler ile Pazırık halısına ayırmış olup dergide yazı yazanların hepsi Rus ve Ukranya kökenlidirler. Bu dergide yazı yazanlar ne hikmetse, İran, Osset, Altaylılar, Tuva, Kazakistan, Moğol, Çin, Rus, İskit, Ukranya adlardan sıkça söz etmelerine rağmen, Türk kavramını kullanmaktan ısrarla kaçınmışlardır. Adı geçen dergide yalnızca ilk Türk hakanının cenaze töreninde bir örnekle söz edildikten sonra Bizans’tan elçi olarak Avar ve Rumların da bulunmuş olduğu ileri sürülmektedir”, denildikten sonra “cenaze törenine gelenler Pasifik kıyıları, Sibirya ve Orta Asya gibi Türkler’e bağlı olmayan yerlerden gelmişlerdir” denilmektedir. Dergi bütünüyle incelenirse, yazılanların yukarıdaki örnek de olduğu gibi bilimsel anlayışa pek dikkat edilmediği anlaşılacaktır. Mesela bir yerde İskitlerin yurdu Karadeniz’in kuzeyi denirken, bir başka yerde Sibirya’daki İskit eserlerinden ve bir başka yerde de “İskitlerin akrabaları olan Altaylılar” gibi mezarlarını düzenledikleri belirtilmiştir. Ayrıca, “Orta Asya”nın (yani Büyük Türkistan’ın) Türklerle ilgisi olmadığını belirtmiş ve biraz dil coğrafyasıyla ilgili olanları güldürecek seviyede “Altaylıların İskitler gibi Farsça’nın çeşitli lehçelerini konuştukları sanılmaktadır” diye yazılmıştır. Aynı dergide İskitlerin at sırtında silah kullandıkları, tanrılarına özellikle at kurban ettikleri, domuz beslemedikleri, kımız içtikleri, doğuştan çoban oldukları, ölümden sonraki hayata inandıkları, bundan dolayı da mezarlara yiyecek koydukları ve yiğit kişilerin ise mumyalanarak kıymetli eşyalarıyla, atıyla gömüldüğü, koç başlı kapları olduğu, tekerlekli çadırlarda yaşadıkları belirtilmiştir.

      Dünyada bulunan ilk halı örneği Pazırık halısı olduğuna göre, halı-kilim hakkında yazanların Pazırık halısıyla ise başlamalarında yarar vardır. Bilindiği üzere Pazırık yaylası Balıklı Göl yakınlarında Yan Ulagan ırmağı kıyısındadır. Buradaki kurganların birinde çıkarılan ve dünyanın bilinen ilk halısı olarak kabul edilen halı üzerindeki pars damgası ile at, eyer ve pantolonlu süvari resimleri günümüze kadar bozulmadan kalabilmişlerdir. Pars, Kazakistan’ın eski başkenti Almatı’nın ve Tataristan’ın devlet damgası olduğu gibi, Kazakistan’da pantolona “şalvar” denirken, Anadolu’da giyilen şalvar tipine rastlanmaz. Ayrıca insanların kafa tasında olup da eyere benzeyen bir kemiğe Türk eyeri (sella Turcica) dendiğini tıpla az çok ilgilenen herkesin bildiği husustur. Dolayısıyla bir tek eyer ile atlı süvarilerin giyinişleri dahi, Pazırık halısının Türk kültürüyle ilgili olduğunu ispatlama açısından, çok önemli ip uçları vermektedir. Ayrıca eyerin Türk buluşu olması ve atlı kültürün gereği olan giyim biçiminin Fars giyim tarzıyla alakasının olmaması da önemli bir bilgi kaynağıdır. Ancak Rudenko, Pazırık’daki incelemeleri sonucunda şu satırları yazmıştır: “Her halde bu mezar Türk veya Moğol ırkına ait değil, aryani ırktan olan İskitlerindir”. Fakat İskitlerin “aryani” bir ırktan olmadıkları, en azından kımız içmelerinden, domuzu topraklarında barındırmamalarından, at kurban etmelerinden ve ölüm ile mezar törenlerinden anlamak mümkündür. Mesela kımızı Türkler ve Moğollar’dan başka bir kavmin içmediği ve onu Batılıların 1944’e kadar tanımadıkları bilinmektedir. Öte yandan İskitlerin Türk olduğu, en azından Türklerin sosyo-kültürel çevresi içinde olduklarına dair eserler aksi görüşteki eserlerden hem daha çok, hem de bu doğrultudaki bilgiler daha tutarlıdırlar. Ayrıca milattan önceki “III. asırdaki Çin vakanüvislerine göre Pazırık havalisinde Hunlar bulunuyorlardı… Pazırık höyüğünün şarkında yaşayan Ürenha Türklerinden Uygur Ondar (onlar) yahut Ondar Uygur Oymağı hâlâ mevcuttur… Hülasa Pazırık harfiyatında açılan mezardaki defin, ayin ve merasimlerini gösteren bütün eserler ancak Türklerin defin, ayin ve merasimlerine ait anane ve adetleriyle izah olunmaktadır. Harfiyattan çıkarılan bütün eserler Türkler’in Orta Asya ve Altay’da kablelmilat devrinde inkişaf ettirdikleri kültürün mahsulleridirler”.

     Kuşkusuz bir kültür unsurunun bir bölgede bulunması o kültür unsurunun o bölgeye ait olacağı anlamını taşımaz. Fakat bulunan kültür unsurunun özellikleri, kollarının daha çok hangi sosyo-kültürel çevrede oluştuğu ile o çevrede neyi ifade ettiği, bir kültür unsurunun hangi bölgenin ya da sosyo-kültürel çevrenin eseri olduğu hakkında önemli ipuçları verir. Mesela antropologlar arasında, bir kültür unsuru daha çok nerede bulunuyor ve sosyo-kültürel hayat açısından önemli anlamlar taşıyorsa, o kültür unsurunun oranın eseri olduğu hakkında yaygın bir görüş vardır.

     Pers hakanlığına ait en eski vesikalar M.S. VIII. yy.’dan kalmadır. Ayrıca İran kültürü konusunda görüşleri -genelde- dünyaca kabul gören Spiegel, Kremer ve Geiger gibi uzmanlar “halıcılığın Perslerde autochthon (esas, asıl, otantik, esas yerli) bir şey olmadığını söylerler”. Ancak Piotrovsky, Pazırık’ta bulunan halıdan “ünlü İran halısı” olarak söz ettikten sonra, Altay dağlarında bulunan keçelerde Çin, İran ve İskit etkisinin görüldüğünü belirtir. Gryaznov’da “… Orta ve Güney Kazakistan’da Altayların batı yörelerinde ve Tuva’da İskitlerin dönemine ait eserler ele geçirilmiştir” dedikten sonra, İskit Sibirya hayvan sitilinin Tuna boylarından Çin seddine kadar geniş bir alanda görüldüğünü belirtir. O halde İskitlerin yaşadığı bölgeler tarihin bilinen devrinden beri Türklerce meskun yerler olup, hâlâ Türkler Kazakistan, Tuva ve Altaylar’da yaşamaktadır. Ayrıca uzmanlık alanları Hun, Çin ve Moğol tarihi olan tarihçiler tarafından Altay bölgesi, yaygın kabule göre Türklerin ilk yurtları olarak ifade edildiğine göre, problemin olmaması gerekir.

      Vambery 1863 yılında Hive, Tahran, Buhara gibi bölgelerde yaptığı seyahatler hakkında bilgiler verirken halı ve keçe imalatının Türkmenler tarafından yapıldığını zikrederek nakışların işlenişini şöyle anlatır: “Bir kadın dokunulması istenen nakışların örneklerini kum üzerine parça parça çizer, işçilerde bu örneğe bakarak halıyı dokurlar”. Halı sanatının doğduğu coğrafya Türklerin yaşadığı alanlardır. Halı hakkında yapılan yüzyıla yaklaşan çalışmaların halı sanatının bütün dünyaya Türkler tarafından tanıtıldığını ortaya koymaktadır. Pazırık halısından önce bulunan ve VI. yy. ait olan halı da Doğu Türkistan’da bulunmuştur. İslam ülkelerine ise halı, Selçuklular tarafından tanıtılmıştır. Pazırık’da bulunan düğümlü halı da bilim adamları tarafından “Türk Düğümü” olarak bilinen “Gördes Düğümü” ile dokunmuştur. Ayrıca düğümlü halı tekniği ilk defa İç Asya’da kullanılmıştır. Bu nedenle bazı eserlerde düğümlü halıların Türk tarihiyle yakın ilgisi olduğu belirtilir. Sanat tarihçilerinin belirttiğine göre, “İran Düğümü” “asimetrik” Türk düğümü ise “simetrik” tir. Dolayısıyla Pazırık halısındaki düğümlerin de simetrik olması, bu halının Türk halısı olduğu, en azından İran halısı olmadığı hususunda önemli bir belge olması gerek.

     Bilindiği üzere Pazırık halısında ve günümüzdeki Türk cumhuriyetlerinde dokunan halı-kilimlerdeki hakim unsur hayvan damgalarıdır. Hayvan damgası ise konunun uzmanları olan Menghin, Kopper, Grousset, Rasonyi, Barovka’ya gibi tarihçilere göre “göçebe kültür” alanından kaynaklanmış tır. Bu kültür çevresinin merkezini ise Hakas, Tuva ve Altay özerk cumhuriyetleri’nin olduğu coğrafya teşkil etmektedir.

      L. P. Kyzlassov, K. F. Simirov, Kisselev ve Griaznov gibi Rus bilim adamları da Rudenko’nun görüşlerine karşı çıkarak, Pazırık’da bulunan halının İran halısı olduğuna dair görüşlere itiraz etmişlerdir. Sanat tarihi uzmanlarından K. Erdman da önceleri Pazırık’da bulunan halının Türk halısı olduğu konusunda kuşkular taşımış olsa da en son yazdığı eserde bu halının “Türk ilmiğiyle dokunmuş” olduğunu kabul ederek, Pazırık halısının Türk halısı olduğu görüşünü savunmuştur. Diyarbekirli’ye göre de “Pazırık halısı Altaylarda yaşayan Hun topluluklarının bir nevi maddi değerlerinin aynası olarak karşımıza çıkmaktadır”.

      Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, İran üslubunda hakim olan unsur bitki damgasıdır. Türk üslubunda ise koç başı ve soyut damgalar esastır. Öbür yandan burada sunulan fotoğrafların hiç biri özel bir çabayla aranmamış, yol rast gele çekilmişlerdir. Bu fotoğraflar Pazırık halısı ve halıcılık tarihi konusunda sanırız önemli bilgiler vermektedir. Mesela Pazırık halısındaki hakim damgaları, araştırma alanımızda yalnızca halı-kilimlerde değil, bir evin dış duvarında, kağıt paralarda “ortak çekiçlerin” arasında, bir mezar taşında, hatta tuvaletlerin tavanlarında veya duvarlarında görebilirsiniz. Bu konuda elinizdeki eserde sanırız yeterince örnek bulabilirsiniz. Dolayısıyla bu konuda düşünenlere Altaylar’dan Van’a, Hakkari’ye oradan da Adana’ya Bergama’ya, Çanakkale’ye ve Edirne’ye kadar olan bir coğrafyada yaşayan insanlar arasında alan çalışması yapılarak tespit edilen fotoğrafların, çoğunun benzer değil, aynı olmaları önemli bilgiler ifade etmesi gerekir. Ayrıca bu kadar geniş bir alandaki insanların yüzyıllarca aynı damgaları işlemeleri, Pazarık halısını hiç görmeyen adını dahi duymayan insanların, o halıdaki damgaları mezar taşlarına, iş ve eğlence yerlerine, halı-kilimlerine hatta Lenin’in heykeline işlemeleri, düşünen insanlara bir anlam ifade etmesi gerekir kanısındayız.

GOLD BAR ----- ----